Gönder Cevapla
 
Değerlendir:
  • 0 Oy - 0 Yüzde
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Üniversite Öğrencilerinin Kaygılarını Etkileyen Etmenler
08-23-2012, 04:07 AM
Mesaj: #1
Üniversite Öğrencilerinin Kaygılarını Etkileyen Etmenler

T.C.
ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ
EĞİTİM FAKÜLTESİ


PSİKOLOJİK DANIŞMA VE REHBERLİK BÖLÜMÜ





ÜNİVERSİTE SON SINIFTAKİ ÖĞRENCİLERİN KAYGILARINI ETKİLEYEN ETMENLER


Şükrü AKKAYA




SAMSUN 1999


BÖLÜM I
1. GİRİŞ
İnsanın sağlığı konusunda Dünya Sağlık Örgütünün “sağlık bedensel, ruhsal ve sosyal olarak iyilik durumudur.” (Öztürk, 1994, ss 101). İnsanın sağlıklı olabilmesi için biyolojik, psikolojik, sosyal yönden bütün bu etmenlerin birbirleriyle uyum içinde olması gerekir. Ruh sağlığı kişinin kendisi ve çevresiyle olan ilişkilerinde dengeli ve uyum içinde olmasıdır. Kaygı kişinin ruh sağlığı önemli belirtilerinden biri olarak görülür.
Kaygı (anksiyete) sözcüğünün kökü eski yununca “anxietas” olup endişe, korku, merak anlamına gelir ‘Köknel, 1988,ss 138).
Genelde kaygı; stres ve depresyon konuları ile birlikte neden-sonuç ilişkisi açısından incelenmektedir. Kişiler yaşadıkları olayları abartarak ve çarpıtarak algılama eğilimindedirler. İnsanın geleceği olumsuz açıdan görmesini ve algılamasını içerir. Kaygı, depresyonda sıkça görülen bir olgudur. (Aytar ve Erkan, 1986, ss 75).
Çavuşoğlu’nun (1990, ss 2) Lin’den (1975) aktardığına göre Kaygı; başa gelebilecek bir tehlike duygusu, huzursuzluk, gerilim ve korku ile karakterize edilen, hoş olmayan bir durum olarak tanımlanabilir.
Kaygılı yaşam, gelecekte olabilecek kötü bir olayı korku içinde beklemek şeklinde gösteren bir yaşantı şeklidir (Nemiah, 1975, ss 1201).
Kaygı subjektif bir korkudur. Kaygı solunum hızının değişmesini, kalp atışının hızının artmasını, benzin sararmasını, ağzın kurumasını terlemeyi, iskelet kaslarında bir gerginliği, titremeyi içeren karakteristik bir otonom sini sistemi faaliyetidir. Kaygı, kişinin bilinçli tarafı ile duyulan ve kavranılan bir tehlike sinyalidir. Kaygıyı doğuran, kişiliğin içinden gelen bir tehlike, tehdit işaretidir. Bu bir dış duyum tarafından uyarılmış olabilir (Çavuşoğlu, 1990, ss. 2).
Kaygı, pavlovcu deneysel psikolojisi ve günümüzün deneysel psikolojisinde korku ile eş anlamlı kullanılır. Psikanalitik kuramlarda kaygının korkudan ayrıldığını görürüz. Korku, dıştan gelen tehlikelere karşı bir reaksiyondur: Kaygı ise kontrolden kaçmak üzere olan yasaklanmış bir içgüdüsel dürtü şeklinde, kişiyi içeriden tehdit eden bir tehlikeye gösterilen tepkidir.
1-) KAYGI ÇEŞİTLERİ
Kaygı; normal ve patalojik, akut ve kronik kaygı şeklinde ayrılabilir. İnsanın yaşadığı çevreden gelen bazı etkinliklerce olan kaygı normal kaygıdır. Nörotik kaygı ise, nedensiz oluşan ve sahibinede saçma gelen kaygıdır.
Akut anksiyete; yoğun ve kısa sürelidir. Kronik anksiyete ise daha az yoğun ve süresi bilirsiz olarak düşünülür. Ayrıca Akut anksiyete psikiyatri hastalarında görülür (Çavuşoğlu, 1990, ss. 3).
Nemiah (1975, ss. 14) Anksiyete’yi dörde ayırır; (1) Süper Ego Kaygısı: İnsanın yaptığı bir hareketten duyduğu suçluluk duygusudur; kişi yaptığı hareketin yanlış olduğunu bilir, başkalarını bunu fark etmesinden korkarak kaygı duyar. (2) Kastrasyon Anksiyetesi: Bedene gelecek herhangi bir zarardan yada bedensel psişik kapasitenin azalmasından korkmak şeklinde kendini gösteren çeşitli anksiyeteleri içerir. (3) Ayrılık (Seperasyon) Anksiyetesi: Kendisi için önemli olan bir insanı kaybetmek yada o insanla ilişkisinin sona erme korkusudur. (4) I Anksiyetesi: Hastalarda sık sık iradelerine hakim olmayıp, kontrollerini kaybetmek ve irrasyonel bir harekette bulunmak korkusundan söz ederler; aşırı hallerde bütün kişiliklerinin çözüleceğinden korkarlar.
2-) KAYGIYI AÇIKLAYAN GÖRÜŞLER
“Kaygı” sözcüğü insanlık tarihi boyunca en sık kullanılan sözcüklerden biridir. Kaygı kavramı ruhbilim alanına yüzyılın ilk yarısında girmiş ve bu alanda araştırma ve çalışmalar 1940’lı yılların sonunda yapılmıştır. (Köknel, 1988, ss. 141). Ruh bilim alanında “kaygı” sözcüğünü ilk kullanılan ve bunu bir kavram olarak tanımlayarak nedenlerini araştıra, Freud (1856-1939) olmuştur.
Freud’a göre kaygı; fiziksel yada toplumsal çevreden gelen tehlikelere karşı bireyi uyarma gerekli uyumu sağlama ve yaşamı sürdürebilme işlevlerine katkıda bulunur. Hatta normal anksiyeteyi yaşamın sürmesi için gerekli görür (Geçtan, 1981, ss. 231). Her insan arada bir kaygı duysa da Freud, nevrotiklerde bu duygunun daha sık ve daha yoğun yaşandığını gözlemiştir. Ayrıca tüm nevrozların temelinde anksiyete görmüştür. Freud, ilk yazılarında kaygının kaynağını libidodan aldığını söylemiştir. Ona göre insanın kişiliği id, ego ve süper ego’dan oluşur. Kaygının kaynağı ego’dur. İd’ten gelen ve kontrol edilmediği takdirde tehlikeli olacağını gören ego buna bir kaygı reaksiyonu ile yanıt verir (Çavuşoğlu, 1990, ss. 2-4).
Freud kaygı’yı üçe ayırır: Nevrotik Kaygı; nedeni belli olmayan bir yılgı tepkisi biçiminde yaşanan ve her zaman mantık dışı olan kaygı olarak tanımlar. Kökenini yetişkin yaşamdan çok bebeklik ve çocukluk yıllarının yaşantılarından alır. Törel kaygı; ego’da utanç yada suçluluk duygusu yaratır. Özellikle süper egonun vicdan diye bilinen bölümü tarafından onaylanmayan durumlarda ortaya çıkar (Geçtan, 1989, ss. 161). Gerçek Kaygı; fiziksel yada toplumsal çevreden gelen tehlikelere karşı bireyi uyaran ve gerekli uyumu sağlama ve yaşamı sürdürebilmesine katkıda bulunan kaygıya denir.
Klasik psikanalitik kuramlarına göre kaygının gelişimsel olarak belirlenen iki önemi vardır: Birinci kaygı ve sonraki kaygılar. Freud’un değişi ile “kaygı doğum sürecinde örneklenir” (Geçtan, 1981, ss. 232). Bebek doğum anına kadar olan süre içinde ortamın özelliklerine uyum sağlamıştır. Doğumla birlikte kendini uyaran ışık, gürültü, dokunma, uyaranlar ve ısı değişiklikleri ile dolu bir dünya bulur, bu ilk kaygı durumudur. Birinci kaygıdan sonraki kaygıya geçiş egonun olgunlaşmasıyla ilgilidir (Geçtan, 1981, ss. 233).
Adler Kaygıya aşağılık duygusunun neden olduğunu söyler. Bundan acı çeken, eksiklik duyan kişi üstünlük ve güvenlik kazanmak amacını güder, bunun içinde kaygı ile başkalarını kontrole yönelir (Çavuşoğlu, 1990, ss. 4). Ayrıca kişi toplumla bağlarını kaybetmiş hissettiğinde kaygı duyar.
Otto Rank, her çeşit kaygı ve nevrozların başlangıcını doğum trovmalarına bağlar. Aslı “Anneden ayrılma” olan doğum trovması insanın ileriki yaşamında karşılaştığı tüm ayrılmalarda yinelenir ve kaygının temel evrensel nedenini oluşturur (Geçtan, 1981, ss. 237).
Kingeard kaygıyı “ölüme dek süren hastalık” diye tanımlanmıştır. Yaşamın kaçınılmaz bir parçası olarak görülmüş. “Nevrotik Kaygı”nın ise benliğin dağılmasında ve anlamsızlıktan doğduğu görüşleri ile çağdaş kavrama temel hazırlanmıştır (Geçtan 1981, ss. 237).
Goldstein’e göre kaygının ortak öğesi bireyin yeteneği ile ondan beklenilenler arasındaki uyuşmazlıktır, bu durum ise kendini gerçekleştirmesini olanaksız kılar (Geçtan, 1981, ss. 237)
Canon, kaygıyı dengeleyimi bozacak tehlikelere karşı bir tepki yada bozulan dengeleşimi yeniden düzenleme çabanlarının başarısızlığa yorumlayışı olarak görür (Geçtan, 1981, ss. 237).
Sulivan ise kaygının bireyin insan ilişkilerini tehlikeye sokan durumunda oluştuğu görüşünü savunmuştur (Geçtan, 1981, ss. 237).
Horney, korku ile kaygı kavramlarını iş anlamlı olarak kullanarak iki kavram arasındaki yakınlığı belirtmiştir. Horney, kaygının oluşumunu; iç güdüsel dürtülerimizin varlığına karşı geliştirilen korkudan çok baskı altına alınmış dürtülerimize karşı duyulan korku sonucu oluştuğuna inanır (Geçtan, 1981, ss. 237).
May (1938-1967) Valoluşçu Psikiyatri’nin Amerika’daki kurucusudur. Kaygının iki ayrı rolde ortaya çıktığı görüşündedir. Olumlu yönü; insanın kendisini ürküten durumlarla yüzleşmeyi göze alarak, çeşitli yaşama imkanlarını açmasını sağlar. Acı ve mutsuzluk veren rolü ise kaygı bu imkanlardan kaçınıp dar bir çerçeve içinde sınırlanan ve bir takım kuralların tutzağı olarak yaşamaya neden olur (Geçtan, 1993, ss. 325).
Ülkemizde kaygı konusunda tanımlamalar yapılmıştır. Örneğin Necla Öner, kaygı konusunda ayrıntılı araştırmalarda bulunmuş ve kaygıyı bireyin tehlikeli yada tehdit edici olarak algıladığı, etkilerinin hoş olmadığını umduğu çevresel kaynaklı bir uyarıcıya bağlı olan bireyde oluşan bir ruh halidir (Öner, 1977, ss. 23).
Köknel, “kaygı elem doğrultusunda bir duygulanım durumudur” der (Köknel, 1988, ss. 136).
Özetlenirse, ruh bilim açısından kaygı; dürtü, içgüdü, güdüleme, nitelik tepki uyaran olarak kabul edilmiştir.
Kaygının açıklamasında ve verilen tanımlarda sosyal ve kültürel etmenlere daha büyük bir önem verildiği görülmektedir. Genel olarak bireyi olumsuz etkileyen duyguların kişide kaygı meydana getirdiği söylenebilir (Varol, 1990, ss. 6).
Bazı düşünürler ve bilim adamları içinde yaşadığımız xx. Yüzyılı “Kaygı Çağı” ve bu çağın hastalığı olarakta “stres”i görmektedirler. İnsan başta doğanın egemenliğinden kurtulmak için teknolojiyi geliştirmiş ancak bu kez kendi yarattığı uygarlığın tutsağı durumuna gelmiştir. Bu tutsaklık onun, insan olarak dünya içindeki yerini ve kimliğinin yitirilmesine yol açmıştır. Bireyler yabancılaşmış, yalnızlaşmış, insanlarla yakın ilişkiler kuramam durumuna gelmiştir. Bunun yanında teknolojinin büyük bir hızla ilerlemesi sonucunda toplumlar, kültürel farklılıklar gösterdiği gibi bir toplumda aynı kültüre sahip üyelerin aldığı eğitim, sosyal-ekonomik seviye gibi özelliklerin de farklılaştığı görülmektedir.
Günümüz insanının kaygısı azalmamakta giderek artmaktadır. Çünkü günümüzdeki ilerlemeler değişimler baş döndürücü bir hızla sürmektedir, değişimlere uyum sağlama, güçlüklerle başedebilmek, için çaba içinde olan insan engellerle karşılaşması sonucu kaygı ortaya çıkmaktadır.
Bu hızla değişim içinde bir “aydın” misyonunu yüklenecek olan genç, bu süreç içinde yerini alır. Kendisini gerçekleştirmek, geliştirmek, kimliğine sahip olmak, toplumsal olaylara kafa yoran ve bunlara çözüm ararken kaygı duygusuyla karşılaşacaktır. Toplumsal en dinç insan gücü ve en verimli kaynağı olan gençlerde kaygı oluşturan çok boyutlu ve karmaşık sorunlar ortaya çıkar (Yörükoğlu, 1985, ss. 6).
Kaygının artması kişinin geleceği hakkında ne yapacağını bilememesine, karar verememesine yol açar, başına kötü bir şey geleceğini sanması gibi yersiz korkulara sahib olmasına neden olur.
Ülkemizde üniversiteye gelen öğrenciler büyük zorlu bir yarıştan geçtikten sonra üniversiteli olmaktadırlar. Üniversiteli olmalarıyla kaygıları bitmemekte daha sonra da öğrenimin bitirilmesi ve gelecek kaygısı yakalarını bırakmamaktadır.
Üniversiteli öğrenciler, Meslek Yüksek Okul, Fen-Edebiyat Fakültesi, Eğitim Fakültesi, Siyasal Bilgiler, Hukuk, Tıp Fakültesi, Çevre Mühendisliği, İlahiyat, Eczacılık Fakültesi ve Ziraat Fakültelerinde okumaktadırlar. Eğitim süreleri iki ile altı yıl arasında değişmektedir.
Okullarda verilen eğitim bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla ve kısıtlı olarak istendik değişmeler meydana getirme süreci olarak tanımlanmaktadır (Ertürk, 1975, ss. 2).
Varol’un (1990, ss. 8), Birsen’den (M.E.B, No: 270, ss. 16) aktardığına göre eğitim, bireyin davranışlarında istendik değişiklik meydana getirmenin yanı sıra geniş anlamda, beden ve ruh güçlerinin geliştirilmesinide içermektedir.
Eğitim öğretimin son sınıfında bulunan üniversite son sınıf öğrencileri yaşamlarının en önemli noktalarının birindedirler. Artık okul hayatının sonucu ve iş hayatının yada işsizlik hayatının başlangıcı demektir. İş seçimi, gerçek hayatta rolünü almasına yönelik planlar, yaşadığı arkadaşlıklar, iş bulamama korkusu ve çeşitli sorumluluklar kişide kaygı yaratıcı etmenlerden bazıları olarak görülebilmektedir.
Son sınıfta okuyan üniversiteli öğrencilere gerekli olan yardım ve Psikolojik Danışma ve Rehberlik yapıldığı taktirde problemlere çözüm bulunabilecektir. Bu yardımlarla; kişilerin gerçekçi kararlar alması, kendilerini tanıması, kapasitelerini geliştirilmesi, diğer insanları ve kendisini anlaması dengeli bir uyum yapması ve kendini gerçekleştirmesine katkıda bulunacaktır.
İnsan sosyal bir varlık olduğu için, içinde yaşadığı sosyal çevrenin birey üzerindeki etkisi önemlidir. Bunların içinde aile ilk sırada yer alır. Çünkü öğrencinin sağlıklı bir ilişki geliştirmesinde diğer çevrelerden daha yüksek güce sahip bir değişken olarak görülmektedir. Ailenin istemleri, beklentileri, yaşantısı, tutumu, kardeş sayısı, öğrencide kaygının oluşumunda önemli etkenlerden biri olarak sayılmaktadır. Öğrencilerde görülen kaygının çoğu onların okul başarılarında, ana babanın yüksek beklentilerine ulaşamama kaygısından oluşur (Varol, 1990, ss. 10).
Ana-babanın koruyuculuğu, görmüş olduğu olumsuz eğitim ve bulunduğu arkadaş grubunun olumsuz ilişkisi, kendini geliştiremeyen, kimliğini kavramayan, günlük yaşamını sürdürecek yetenekleri geliştiremeyen, hayat içinde hayat mücadelesine ayak uyduramayan kişiler diğerlerine oranla yetersiz kalmakta bu durum ise onun için bir kaygısıyla son bulmaktadır.
Öğrencinin cinsiyeti, ailesinin sosyo-ekonomik düzeyi kişiliği ve duygusal durumuna ilişkin yapılan bazı araştırmalarda ana-baba mesleği, okuldaki başarı, barındığı yer, ailenin ekonomik durumu arkadaş çevresi öğrencide kaygı yaratıcı etmenler olarak görülmektedir. Ayrıca kaygı kişinin ruhsal durumunu etkileyebilmektedir.
Bireyin kendisini bulduğu, kendisi tanıdığı, değerlendirdiği ve gelişmeye başladığı üniversite yılları birey için son derece önemlidir. Bu dönem büyük önem arzettiği için yaşanan örseleyici yaşantılar olumsuz etkilemeler, büyük beklentiler, gelecekle ilgili düşler bireyde kaygıya neden olur. Kaygının artıyor olması bireyin ruh sağlığının bozulmasına neden olur.




3-) ARAŞTIRMANIN AMACI VE ÖNEMİ
Öğrencilerin sorunlarını belirtmek amacıyla daha önce yapılmış araştırmalarda (Yurt dışı ve Türkiye’deki); cinsiyet, ana-baba, yakın çevre okulun yapısı, iş sorunu, arkadaş çevresi, başarı durumu gibi değişkenlerin öğrenci ruhsal yapısına etkileri incelenmiştir.
Yapılan bu araştırmalarda üniversite son sınıfta okuyan öğrencilerin kaygılarını etkileyen etmenleri ortaya koymak ve kaygı yaratan nedenler üzerinde düşünmek bakımından önemli görülmektedir.

BÖLÜM II

İLGİLİ ÇALIŞMA ARAŞTIRMALAR
Bu bölümde, öğrencilerin kaygı düzeyleri ile onlarda kaygı kaynağı oluşturabilecek etmenlerde ilgili olarak yurt dışında ve Türkiye içinde yapılan çeşitli çalışmalara yer verilmiştir.
1-) Yurt Dışında Yapılan Çalışma ve Araştırmalar
Kaygı düzeyi ile ilgili yurt dışında kolej ve üniversite öğrencileri üzerinde araştırma yapılmıştır. Bazı bulgular aşağıdır;
Varl’un (1990, ss. 21) Gray’den aktardığına göre; kaygılı olma ve cezaya gösterilen duyarlık arasında yüksek bir ilişki bulmuştur. Bu nedenle kaygılı kişilerin verilen bir işi çok yavaş fakat çok az hata yaparak yerine getirdiklerini belirtmiştir.
Kaygı ve Başarı arasındaki ilişkiyi ise Atkinson incelemiştir. Kaygı düzeyi yüksek kişilerin başarısızlığa karşı, kaygı düzeyi düşük olanlardan çok daha fazla duyarlı oldukları gözlemlemiştir (Varol, 1990, ss. 20).
Sarason, schatter, kaygı ve sosyal davranış ilişkisi çalışmalarında yüksek kaygı düzeyine sahip öğrencilerde okul dışı etkinliklerde grup içi etkileşiminde soyutlanma eğilimi gösterdiklerini belirtmektedir (Varol, 1990, ss. 21).
Stevenson ve yardımcıları, kaygı düzeyleri ile zihni başarı arasındaki ilişkiyi araştırma çalışmalarında ikisi arasında negatif korelasyon bulunduğunu göstermiştir. Araştırmacılar, dil ile konuşma, okuma, yazma ile ilgili görevlerin başarılmasında kaygının en geriletici etmen olduğu sonucuna varmışlardır (Varol, 1990, ss. 21).
Spielberger’in yapmış olduğu araştırmada sonuç şöyledir; orta yetenekli ve düşük not alan öğrencilerin kaygıları, orta yetenekli ve başarılı öğrencilerden daha yüksek olarak bulunmuştur. Az yetenekli düşük not alan öğrencilerin ise kaygılarının farkında olmadıkları ancak en yüksek kaygı düzeyine sahip öğrenciler oldukları tespit edilmiştir (Varol, 1990, ss. 21).
Son yıllarda kaygı ile insanlığı tehdit edici nitelikte olan bazı çevresel tehlikeler arasında ilişkileri araştıran çalışmaların yapıldığı görülmektedir. Bunlardan Zwegenhat ve arkadaşlarının Amerikan, İngiliz, Avusturya’lı öğrenciler üzerinde yaptıkları araştırmalarda öğrencilerin nükleer savaşa ilişkin kaygı duydukları, fakat bu kaygıları ile nükleer tehdite ilişkin bilgi düzeyleri arasında ilişki bulunmadığını saptamıştır. Nükleer savaş korkusunun ele alındığı araştırmalardan, araştırmaya katılan deneklerin nükleer savaşa ilişkin tutumları ile kaygı düzeyleri arasında bir takım ilişiler bulunmuştur (Varol, 1990, ss. 23).
Hamilto, Chavez ve Keilin birlikte yaptıkları araştırmada, Amerika’lı üniversite öğrencilerine MAACl (Mutiple Affect Adjec Check List) uygulanmış, sonuçta öğrencilerin nükleer tehlikeye bakış açıları ile kaygı düzeyleri arasında bazı ilişkiler belirlenmiştir. Örneğin silahsızlanmadan yana olanların kaygı düzeyleri bir nükleer savaş çıkmayacağına inananların ve böyle bir savaş çıksa bile Amerika’nın rahatlıkla başaracağına, inananların kaygı düzeylerinden daha yüksek olarak bulunmuştur (Varol, 1990, ss. 24).
Goldenringue Doktar’ın yaptıkları araştırmada bir grup gence Spielberger’in Durumluk Kaygı (State Anxiety) testi uygulanmıştır. Adı geçen araştırmacılar elde ettikleri sonuçları genel olarak şu şekilde yorumlamamaktadırlar; kaygının her düzeyi zararlı değildir. Orta düzeyde kaygılı gençler, kaygılarını başkaları ile paylaşan tehlike konusunda bilgi toplayan ve tehlike ile başa çıkmak için gerçekçi önlemler alan gençlerdir. Bireyde düşük kaygı umursamazlık olarak kendini gösterirken, yüksek kaygı depresyona girmesine, tehlike karşısında donup kalmasına yol açmaktadır. Böyle olunca da düşük ve yüksek kaygılı kişiler gerçek tehlike karşısında daha az hayatta kalma ve dolayısıyla gelecek kuşaklara özelliklerini daha az ulaştırma şansına sahip olacaklardır (Varoy, 1990, ss. 24).
Sonuç olarak birçok araştırmacının üzerinde birleştiği nokta; kaygılı bireyler aşırı duyarlı, kendilerine güvenleri kolay kaybolan, bağımlı, otoritelerce yönlendirmeye eğimli, bu nedenle de hata yapmaktan kaçan, korkan, benliği tehdit edici durumlarda geri çekilen, verilen problem karmaşıklaştıkça onun çözümündeki etkinliğini yitiren kişilerdir (Varol, 1990, ss. 25).
Türkiye’de Yapılan Çalışma ve Araştırmalar
Türkiye’de kaygı ile değişik araştırmalar yapılmıştır.
Baltaş ve arkadaşlarının “Kaygı Düzeyi Açısından Okullar Arası Farklar” konulu çalışmalarında; girişi sınavsız okullardan gelen kız öğrencilerin kaygı düzeyleri, girişi sınavlı olan okullardan gelen kız öğrencilerinkinden daha yüksek çıktığı gözlenmiştir. Kız öğrencilerin kaygı düzeyleri ile erkek öğrencilerin kaygı düzeyleri arasında bir fark saptanmamış, genelde kız öğrencilerin durumluk ve sürekli kaygı ortalaması erkek öğrencilerin kaygı ortalamasından daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. En ilginç bulgular ise; orta öğrenime sınavsız olan okullardan gelen öğrencilerin durumluk kaygılarından daha yüksek olduğu ve yine bu öğrencilerin durumluk kaygı açısından genel cerrahi hastalarından daha yüksek kaygıya sahip olmalarıdır (Baltaş, 1988, ss. 112-117).
Kayır tek kardeşli ergenlerde kaygıyı incelemiştir. Çalışma sonucunda, tek çocuklarda görülen kaygının, kardeşli çocuklardan daha yüksek olmadığını saptamıştır (Kayır, 1984, ss. 77).
Çocuk yetiştirmede anne, babanın demokratik yada otoriter tutumunun uyum düzeyine etkisini araştıran Uluğtekin ve Bilal’e göre; demokratik anne ve baba ile çocukların uyum düzeyi arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (Varol, 1990, ss. 28).
Ersever’in yaptığı bir araştırmada tahrip edici stresin bireyin rahatsızlık içinde davranımda bulunmasına neden olduğunu,aynı zamanda stres, psişik çatışma ve kaygının birbirleriyle olan ilişkisi neticesinde ruh hastalıklarına yol açtığı sonucuna varılmaktadır (Varol, 1990, ss. 26).
Bazak “Anksiyete ve Okul Başarısı Arasındaki İlişkiye Ait Bir Araştırma” adlı incelemesinde kaygı düzeyiyinin öğrencilerin okul başarılarında etkin olduğunu ortaya koymuştur.
Öner, farklı sosyo-ekonomik düzeyde beş ilkokulun öğrencileri üzerinde yaptığı araştırmasında; Türk öğrencilerinin aynı yaş ve sınıftaki Amerikan ve İngiliz öğrencilerden daha yüksek kaygı gösterdiği görülmüştür (Öner, 1985, ss. 19).
Ayrıca, ülkemizde Öner ve Le Comte, “Süreksiz, Durumluluk-Sürekli Kaygı Envanteri El Kitabı” adlı araştırmalarında bazı hastalıklar ile kaygı arasında ilişkiyi araştıran çalışma yapmışlar. Bulgular ise; normal öğrenci ve tedavi gören psikonevrozlar dahil olmak üzere, yüksek kaygılı bireylerin cinsiyet ve sosyo-ekonomik durumu ne olursa olsun özdeğer seviyesi düşük çıkmıştır. Yüksek kaygılı kişilerin kendilerini değerli bulmadıkları, kendileri hakkındaki fikirleri hakkındaki fikirlerin olumsuz olduğu ve genellikle kendilerinden memnun olmama eğilimli gösterdikleri anlaşılmıştır (Varol, 1990, ss. 49).
Varol, lise son sınıftaki öğrencilerin kaygılarını etkileyen etmenleri araştırmış ve şu bulgulara varmıştır; cinsiyete göre kız öğrencilerin kaygı düzeyi erkeklerinkinden daha yüksektir. Başarı yönünden; başarısı “düşük” “yada” yetersiz olanların kaygı düzeyi “iyi” olanlara oranla daha yüksektir. Okul arkadaşlıklarına göre; okulda arkadaşlık ilişkileri “yetersiz” olan öğrencilerin kaygı düzeyinin, arkadaşlık ilişkileri “iyi” olan öğrencilere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Girmek istediği yüksek program çeşidine göre; tıp, sağlık ile fen ve teknik alandaki bölümleri isteyen öğrencilerin kaygı düzeyi, edebiyat ve güzel sanatlara girmeyi isteyen öğrencilere oranla kaygı düzeyi daha yüksek olduğu anlaşılmıştır. Anne-babanın öğrenim düzeyi ile kaygı düzeyleri arasında önemli bir farkın olmadığı görülmüştür. Anne-babası çifçi, işçi, esnaf olanların kaygı düzeyi, Anne-babası serbest meslek, subay, memur olanlara göre daha yüksektir. Anne-baba tutumu “demokratik” olan öğrencilerin kaygı düzeyi, anne-babası “ilgisiz” ve “otoriter” olan öğrencilerin kaygı düzeyinden daha düşük olarak bulunmuştur.
Ailenin ekonomik durumuna göre; “düşük” olan ve “orta” olan ailelerden gelen öğrencilerin kaygı düzeyleri, ekonomik durumu “yüksek” olan öğrencilerden daha yüksek olarak bulunmuştur.
Çocuk sayısına göre; ailesinde çocuk sayısı çok olan öğrencilerin kaygı düzeyleri ile çocuk sayısı az olan öğrencilerin kaygı düzeyleri arasında önemli bir fark bulunamamıştır (Varol, 1990, ss. 93-99).

BÖLÜM III

ARAŞTIRMANIN YAPISI
Bu bölümde; problem, alt problemler, denenceler, sınırlıklar ve tanımlar verilecektir.
1-) PROBLEM
Bu araştırmanın amacı, Samsun kentinde üniversite son sınıfa devam eden 1995-96 Öğretim yılı öğrencilerinin kaygı düzeyi ile cinsiyet, okul, arkadaşlık, meslek, anne-baba tutumu, ekonomik gelir gibi bazı özellikleri arasındaki ilişkileri incelemektir. Ana problem şudur: Bu yukarıda saydığımız etmenlerin kaygı üzerinde etkisi bu dönemde ne orandadır?
2-) ALT PROBLEMLER
Saptanan problemlerin incelenmesi için aşağıdaki sorulara cevap aranmıştır.
1-) Öğrencilerin cinsiyeti ile kaygı düzeyi arasında ilişki var mıdır?
2-) Okuldaki arkadaşlık ilişkileri ile kaygı düzeyi arasında ilişki var mıdır?
3-) Devam ettikleri fakülte ile kaygı düzeyleri arasında ilişki var mıdır?
4-) Okuldaki bölüm ile kaygı düzeyleri arasında ilişki var mıdır?
5-) Kardeş sayısı ile kaygı düzeyi arasında ilişki var mıdır?
6-) Barınılan yer ile kaygı düzeyi arasında ilişki var mıdır?
7-) Anne-baba tutumu ile kaygı düzeyi arasında ilişki var mıdır?
8-) Çalışmak istenilen meslek ile kaygı düzeyi arasında ilişki var mıdır?
9-) Ailenin ekonomik durumu ile kaygı düzeyi arasında ilişki var mıdır?
10-) Okuldaki başarı ile kaygı düzeyi arasında ilişki var mıdır?
3-) DENENCELER
Denenceleri probleme ve alt problemlere göre aşağıdaki şekilde belirtilmiştir.
1-) Kız öğrencilerin kaygı düzeyi, erkek öğrencilerin kaygı düzeyinden daha yüksektir.
2-) Okuldaki arkadaşlık ilişkileri “iyi” olan öğrencilerin kaygı düzeyleri, okuldaki arkadaşlık ilişkileri “yetersiz” olan öğrencilere göre daha düşüktür.
3-) Eğitim Fakültesinde okuyan öğrencilerin kaygı düzeyi, Fen-Edebiyat Fakültesinde okuyan öğrencilerinkinden düşüktür.
4-) Sözel bölümlerde okuyan öğrencilerin kaygı düzeyi, sayısal bölümlerde okuyan öğrencilerin kaygı düzeyinden düşüktür.
5-) Kardeş sayısı çok olan öğrencilerin kaygı düzeyi, kardeş sayısı az olan öğrencilere oranla daha yüksektir.
6-) Yurtlarda barınan öğrencilerin kaygı düzeyleri, evlerde barınan öğrencilere göre daha yüksektir.
7-) Demokrat anne-baba çocuklarının kaygı düzeyi, otoriter anne-babaların çocuklarınkinden düşüktür.
8-) Serbest meslek sahibi olmak isteyenlerin kaygı düzeyi, memur olmak isteyenlere oranla daha yüksektir.
9-) Ekonomik durumu “iyi” olan ailelerin çocukları, “iyi olmayan”lara oranla kaygı düzeyi daha düşüktür.
10-) Başarı düzeyi “iyi” olan öğrencilerin kaygı düzeyi, “yetersiz” olan öğrencilere oranla daha düşüktür.
4-) SINIRLILIKLAR
Bu araştırmanın kapsamını Samsun ondokuz mayıs üniversitesi Fen-Edebiyet Fakültesi ve Eğitim Fakültesinde okuyan I. öğretim son sınıfları oluşturur. Fakat Eğitim Fakültesinde resim bölümü, beden eğitimi bölümü ve yabancı dillerde okuyan öğrenciler araştırmanın kapsamı dışındadır. Örneklemin seçiminde her sınıftan öğrencinin bulunması göz önünde bulunmuştur.
Araştırmanın kapsamına giren örneklem sayısı 103 kişidir. Bu da evrenin % 11,8 dir. Araştırma sonuçları bu kapsam içinde değerlendirilmelidir.
5-) TANIMLAR
Ailenin Ekonomik Geliri: Aile içinde yaşayan bütün üyelerin aylık ve kira gibi bir ayda bütün harcamaların toplu miktarıdır.
Aylık gelir;
6.000.000. TL’den aşağı “DÜŞÜK”
6 ile 20.000.000 TL’den “ORTA”
20.000.000 TL’den yukarı “YÜKSEK”
şeklinde gruplandırılmıştır. Bu gruplama yapılırken emekli maaşları ve asgari ücretler göz önünde bulundurularak belirlenmiştir.
Okuldaki Başarı Durumu: Öğrencinin kendi okulundaki başarısını ifade etmesidir.
Çocuk Yetiştirme Tutumları: (1) Demokratik, (2) Otoriter, (3) İlgisiz olmak üzere üç grup olarak ele alınmaktadır (Varol, 1990: ss.). Yörükoğlu’ndan (1985) aktardığına göre; (1) Demokratik Anne-baba Tutumu: Güven ve anlayış ortamında sert ve aşırı yöntemlere itibar edilmeden çocuğa öz denetim yani, onun davranışlarını düzenlemesini sağlayacak kendi kendini yönetme yeteneğinin kazandırıldığı tutum kastedilmektedir. (2) Otoriter Anne-Baba Tutumu: Sıkı bir eğitim ortamında sert ve aşırı yöntemlerle baskının, kuralların ve cezanın söz konusu olduğu, hoş görünün, esnekliğin olmadığı bir tutum anlamında kullanılmaktadır. (3) İlgisiz Anne-Baba Tutumu: Çocuğun davranışlarına karşı ilgisiz, maddi-manevi ihtiyaçlarına karşı duyarsız, sevgi ve şefkat yetersiz, kontrolü gevşek olan bir tutum ifade edilmektedir.

Öğrencinin Çalışmak İstediği Meslek: İki gruba ayrılmıştır; a) Serbest Meslek: Memurluk dışında, Bilim Adamı, Psikolog, Muhasebeci, Subay, özel sektörde bankacı, sanayici ve bunun gibi meslekleri kapsar. b) Memurluk: Devlete bağlı resmi kuruluşlarda memurluk ve öğretmenlik gibi meslekleri kapsar.

BÖLÜM IV

YÖNTEM
Bu bölümde araştırmanın evren ve örneklemi, bilgi toplama araçları, bilgilerin toplanması ve analizi ile ilgili açıklamalar yer almaktadır.
1-) Evren ve Örneklem
Araştırmaların evreni, 1995-96 Öğretim yılı Samsun kenti Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi ve Eğitim Fakültesi, I. Öğretim programına kayıtlı 1992 girişli 864 son sınıf öğrencisinden oluşmaktadır.
Örneklem, evrenin özellikleri göz önünde bulundurularak Fen-Edebiyat Fakültesi ve Eğitim Fakültesinde okuyan son sınıf öğrencileri arasından her sınıftan ve bölümden olmak şartıyla tesadüfi olarak seçilmiştir. Böylece örnekleme her sınıftan öğrenci dahil olmuş bulunmaktadır. Örneklem 103 kişiden oluşmaktadır.
Araştırmaların evreni ve örneklem kapsamına giren öğrenci sayılarının okullara göre dağılımı Tablo-1’de dir.
FAKÜLTELER Toplam Örnekleme Giren Öğrenci Örnekleme giren % KIZ ERKEK SAYISAL SÖZEL
FEN-EDEBİYAT 354 50 14.1 24 26 28 22
EĞİTİM FAKÜLTESİ 510 53 10.3 30 23 27 26
Genel Toplam 864 103 54 49 55 48
Tablo-1: Örnekleme Giren Öğrencilerin Fakülte, Cinsiyet ve Bölümüne Göre dağılımı
2-) Bilgileri Toplama Araçları
Bilgi toplama amacıyla, Spielberger ve arkadaşları tarafından geliştirilip, Türkçeye Öner ve Le Compte tarafından hazırlanan “Kişisel Bilgi Anketi” kullanılmıştır.
1-) Kendini Değerlendirme Anketi
Araştırmanın bağımlı değişkenleri olan üniversite son sınıftaki öğrencilerin kaygı düzeyine ölçmek için “Kendini Değerlendirme Anketi (Ek-1)” kullanılmıştır.
Spielberger ve arkadaşları tarafında Durumluk ve Sürekli Kaygı seviyelerini ayrı ayrı saptamak amacıyla geliştirilmiştir. Durumluk ve Sürekli Kaygı Envantereleri kısa ifadelerden oluşan bir değerlendirme (self-evaluation) anketidir.
Staı-sürekli kaygı envateri 20 maddeden oluşur ve kişilerin kendilerini genellikle nasıl hissettiklerine göre kendilerini anlattıkları bir ölçektir. Bu maddelerde ifade edilen duygu ve davranışlar, sıklık derecesine göre, (1) Hemen hiç, (2) Bazen, (3) Çoğu zaman, (4) Her zaman seçeneklerinden birini işaretlemek suretiyle ifade edilir.
Öner, “Kaygı, yaşantısına açık olan bireylerin, kolaylıkla Psikolojik uyum bozukluğu gösterebileceğini bu kaygı envanterinin geçerli bir eleme aleti olarak kullanılabileceğini; bu suretle kişilik ve uyum problemlerini teşhis etmede, envanterin öğrenci danışma merkezlerinde ruh sağlığı ve psikiyatri kliniklerinde Psikolog ve Psikiyatrlar için yararlı olabileceğini “belirtmektedir (Öner, 1977).
Durumluk ve süreklilik kaygı envanteri; 14 yaşından yukarısı olan gençler ve yetişkinlerde kaygıyı önlemek için geliştirildiğinden ve uyum bozukluğu gösterenleri ayırt etmede Türkiye de kullanılabileceği belirlendiğinden, bu ölçeğin bu araştırma amacıyla tutarlı olacağı düşünülmüştür.
2) Kendini Değerlendirme Anketinin Puanlanması
Ankette iki tür ifade bulunmaktadır. Bunlar; (1) doğrudan yada düz (direct) ve (2) tersine dönmüş (reverse) ifadeleridir. Doğrudan ifadeler olumsuz duygulardır; tersine ifadeler ise olumlu duyguları dile getirmektedir. Doğrudan ve tersine dönmüş ifadelerin her biri için iki ayrı anahtar hazırlanmış, böylece bir anahtarla doğrudan ifadelerin toplam ağırlıkları saptanmıştır. Doğrudan ifadeler için elde edilen toplam puandan ters ifadelerin toplam puanı çıkartılıp elde edilen sayıya, önceden saptanmış ve değişmeyen bir değer olan 35 sayısı eklenmiştir. Her bir öğrenciye ait cevap el ile bu şekilde hesaplandıktan sonra her öğrenciye ait bir kaygı düzeyi bulunmuştur.
Anketten elde edilecek teplam puan, 20 ile 80 arasında değişmektedir. Toplam puan:
20-35 arasında ise düşük
36-41 arasında ise orta
42-80 arasında ise yüksek kaygı düzeyine işaret etmektedir.
3-) Kendini Değerlendirme Anketinin Geçerliliği:
Kendini Değerlendirme Anketi’nin geçerlik çalışmaları Öner ve Le Compte tarafından yapılmıştır (Varol, 1990, ss. 42).
Öner, değişik zaman ve koşullarda yaptığı uygulamalarda, durumluluk ve süreklilik kaygı puanları arasında korelasyon, 62 olduğu bulmuştur. Ölçeklerin kriter geçerliliğini destekleyen diğer veriler Türk-Amerikan örneklem gruplarını karşılaştırılması ile elde edilmiştir. Elde edilen veriler Durumluk Süreklilik Kaygı Envanterlerinin geçerliliğinin bir kanıtı sayılmıştır. Daha önceden yapılan geçerlilik çalışmaları yeterli kabul edilerek bu araştırmada ayrıca bir geçerlilik çalışmasına gerek duymamıştır (Varol, 1990,ss. 42).
Güvenirliliği ise Türkçeleştirilmiş ölçeklerin (madde homojenliği) ve güvenirliği Kuder-Richardson 20 “İtem remainder” korelasyonları ve test, tekrar ve test tekniği ile saptanmıştır (Çavuşoğlu, 1990,ss. 15). Bu bilgiler ışığında ilgili olarak yapılan güvenirlik çalışmaları yeterli bulunarak bu araştırma için ayrıca bir güvenirlik çalışmasına gerek duyulmamıştır.
2) Kişisel Bilgi Anketi
Araştırmada bağımlı değişken olarak kaygı düzeyi, bunu etkileyebileceği düşünülen bazı bağımsız değişkinler belirtilmiştir. Anketin hazırlanmasında kaygı düzeyinin etkileyebileceği düşünülen 10 etmen elde edilmiştir. Araştırmanın bağımsız değişkeni olarak ele alınan etmenler şunlardır; öğrencilerin cinsiyeti, okuduğu fakülte, devam ettiği bölüm, okuldaki arkadaşlık ilişkilerinin yeterlilik derecesi, çalışmak istediği meslek, ailenin ekonomik durumu, sahip olunan kardeş sayısı, okuldaki başarısının etkisi ve anne-babanın tutumu.
Bu etmenleri ölçmek üzere hazırlanan Kişisel Bilgi Anketi (Ek-2) ile Kendini Değerlendirme Anketi (Ek-1)’de verilmiştir.
3) Bilgilerin Toplanması
Kendini Değerlendirme Anketi ile Kişisel Bilgi Anketi’nin uygulaması Nisan-Mayıs 1996’da yapılmıştır. Anket yapılmadan önce bölüm sekreterlerinden I. Öğretim son sınıf öğrencilerinin mevcudu alındı, amaç her sınıftan en az % 10’luk katılımı sağlamaktır. Anketler Ondokuz Mayıs Üniversitesinde uygulanmıştır. Cevaplandırması anketler üzerine yapılmış ve ayrıca bir cevap kağıdı kullanılmıştır.
4) Bilgilerin Analizi
Uygulamalar sonucunda, kendini Değerlendirme Anketinin puanlaması elle yapılmış, her öğrenci için ayrı bir kaygı düzeyi puanı bulunmuştur. Daha sonra ise gerek kaygı düzeyi gerekse Kişisel Bilgi Anketine öğrencilerin vermiş olduğu cevaplar kodlanarak istatistik bölümü son sınıf öğrencileri tarafından analiz edilmiştir.
Denencelerin test edilmesinde, t-testi kullanılmıştır. Verilerin özelliği göz önünde bulundurulmuştur. Önem düzeyi ise 0.05 düzeyi seçilmiştir.
Araştırmalarda kullanılan t-testi istatiksel çözümleme tekniği Formülü aşağıdaki gibidir (Karasar, 1986 ss. 254).



Araştırmada hesaplanılan (X) aritmetik ortalama, s (standart kayma), Sd (Serbestlik derecesi) ve t değeri tablolar halinde bulunmuştur.

BÖLÜM V

BULGULAR
Bu bölümde denencelerin test edilmesi için istatiksel analizler yapılmış ve elde edilen bulgular tablolar halinde verilerek açıklanmaktadır.
Bulguların verilişinde denencelerin sunuluşundaki sıraya uyulmuştur.
1. Cinsiyete Göre Kaygı Düzeyleri:
Deneme 1: “Kız öğrencilerinin kaygı düzeyi, erkek öğrencilerin kaygı düzeyinden daha yüksektir.”
Öğrencilerin cinsiyetine göre kaygı düzeyleri ile ilgili puan ortalamaları ve t-testi sonuçları Tablo-2 de verilmiştir.
Cinsiyet N X S S2 Sd T Tablo Sonuç
Kız 54 43,32 8,21 67,39
101
1,88
1,66
Önemsiz
Erkek 49 41,41 8,09 65,46
TABLO-2: Cinsiyete göre kaygı düzeyleri
Tablo-2’deki bulgular incelendiğinde, kız öğrencilerin kaygı puanı ortalaması az bir farklada olsa erkek öğrencilerin kaygı ortalamalarından daha yüksek olduğu görülmektedir. İki grup arasındaki farkın t-testi sonucuna göre % 95 güvenle olmadığı görülmüştür. Yani denencemiz doğrulanmaktadır. Öğrencilerin kaygı düzeyi ile cinsiyetleri arasında önemli bir ilişki yoktur.
2) Okul Arkadaşlık İlişkilerine Göre Öğrencilerin Kaygı Düzeyleri:
Denence 2: “Okuldaki arkadaşlık ilişkileri “iyi” olan öğrencilerin kaygı düzeyleri, okuldaki arkadaşlık ilişkileri “yetersiz” olan öğrencilere göre daha düşüktür.
Bu denenceyi test etmek amacıyla öğrencilerin kaygı düzeyleri, okuldaki arkadaşlık ilişkileri “yetersiz”olan öğrencilere göre daha düşüktür.
Bu denenceyi test etmek amacıyla öğrencilerin arkadaşlık ilişkileri “yetersiz” ve “iyi” olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Arkadaşlık ilişkilerine göre öğrencilerin kaygı düzeyleri ile ilgili puan ortalamaları ve t- testi sonuçları Tablo-3’de verilmiştir.

Arkadaşlık İlişkileri N X S S2 Sd T Tablo Sonuç
İYİ 93 41,68 7,89 62,22
101
-1,66
-2,72
Önemli
YETERSİZ 10 49,2 7,97 63,51
Tablo-3: Okuldaki Arkadaşlık İlişkilerine Göre Öğrencilerin Kaygı Düzeyleri

Tabol-3’deki bilgilere göre okuldaki arkadaşlık ilişkileri “iyi” olan öğrencileri ortalama kaygı puanı, “yetersiz” olan öğrencilerin ortalama kaygı puanından düşük olduğu görülmektedir.
Bu iki grup öğrencinin kaygı düzeyleri arasında önemli bir fark olmadığını test etmek amacıyla t-testi uygulandı ve t-testi sonucunda % 95 güvenle okuldaki arkadaşlık ilişkisi “iyi” olan öğrencilerin kaygı düzeyi “yetersiz” olan öğrencilerin kaygı düzeyinden düşüktür. Yani denencemiz bu sonuca göre doğrulanmıştır.
3) Okudukları Fakülteye Göre Öğrencilerin Kaygı Düzeyleri:
Denence 3: “Eğitim Fakültesinde okuyan öğrencilerin kaygı düzeyi, Fen-Edebiyat Fakültesinde okuyan öğrencilerinkinden düşüktür.”
Bu denenceyi test etmek amacıyla öğrencilerin okudukları fakülteler Fen-Edebiyat ve Eğitim Fakültesi olmak üzere iki gruba ayrılmıştır.
Okudukları fakülte çeşidine göre öğrencilerin kaygı düzeyleri ile ilgili puan ortalamaları ve t-testi sonuçları Tablo-4’de verilmiştir.

Fakülte N X S S2 Sd T Tablo Sonuç
Fen-Edb 50 41,52 4,47 55,81
101
1,08
1,66
Önemsiz
Eğitim 53 43,25 8,77 76,84
Tablo-4: Okudukları Fakülteye Göre Öğrencilerin Kaygı Düzeyleri

Tablo-4 incelendiğinde Eğitim Fakültesi okuyan öğrencilerin ortalama kaygı düzeyi Fen-Edebiyat Fakültesinde okuyan öğrencilerin kaygı düzeylerinden yüksektir. T-testi sonucuna göre bu farkın önemsiz olduğu görülmektedir. Yani Eğitim Fakültesinde okuyan öğrencilerin kaygı düzeyi, Fen-Edebiyat Fakültesinde okuyan öğrencilerin kaygı düzeyinden düşük değildir. Denencemiz doğrulanmıştır.
4) Okunulan Bölüme Göre Öğrencilerin Kaygı Düzeyleri:
Denence 4: “Sözel bölümlerde okuyan öğrencilerin kaygı düzeyi, sayısal bölümlerde okuyan öğrencilerin kaygı düzeylerinden düşüktür.”
Denenceyi test etmek amacıyla, sözel sayısal bölüm olmak üzere iki grup oluşturulmuştur. Okunulan bölüme göre öğrencilerin ortalama kaygı düzeyleri ve t-testi sonuçları Tablo-5’de verilmiştir.

Bölüm N X S S2 Sd T Tablo Sonuç
Sözel 48 43 7,82 61,11
101
0,69
-1,86
Önemsiz
Sayısal 55 41,89 8,5 72,28
Tablo-5: Okunulan Bölümün Kaygı Düzeyine Etkisi

Tablo-5’de görüldüğü gibi sözel bölümde okuyan öğrencilerin ortalama kaygı düzeyi, sayısal bölümde okuyan öğrencilerin ortalama kaygı düzeylerinden düşüktür. T-testi sonuçlarına göre ise % 95 güvenle öğrencilerin okuduğu bölümlerin kaygı düzeyi üzerinde etkisi yoktur. Yani fark önemli bulunmamış denencemiz red edilmiştir.
5) Ailedeki Çocuk Sayısına Göre Öğrencilerin Kaygı Düzeyleri:
Denence 5: “Kardeş sayısı çok olan öğrencilerin kaygı düzeyleri, kardeş sayısı az olan öğrencilere oranla daha yüksektir.”
Denenceyi test ederken öğrenci kendisini de dahil etmiştir. Ailedeki çocuk sayısına göre, “Tek çocuk” “2-4 arası” “4’ten çok” biçiminde sınıflandırılarak bilgi toplamaya çalışılmıştır. “Tek çocuk” grubu için 1 kişi olduğu için “2-4arası”nı “Az”, “4’ten çok”u ise “YÜKSEK” olarak alınmıştır. Kardeş sayısına göre öğrencilerin kaygı düzeyleri ile ilgili puan ortalamaları ve t-testine ilişkin sonuçlar Tablo-6’da verilmiştir.

Kardeş Sayısı N X S S2 Sd T Tablo Sonuç
Tek 1 - - -

101

1,11

-1,66


Önemsiz
2-4 arası 75 41,75 7,85 61,6
4’ten fazla 27 43,9 5,93 79,92
Tablo-6: Ailedeki Çocuk Sayısına Göre Öğrencilerin Kaygı Düzeyleri

Tablo-6’da görüldüğü gibi “Az kardeşli” olanların ortalama kaygı düzeyi puanı ile “çok kardeşli “olanların ortalama kaygı puanı arasında az bir fark vardır. Bu farkın önemlilik derecesi t-testi sonuçlarıyla yorumlarsak, kardeş sayısı çok olan öğrencilerin kaygı düzeyleri, kardeş sayısı az olan öğrencilerin kaygı düzeylerinden yüksek değildir. Denencemiz doğrulanmıştır.
6) Barınılan Yere Göre Öğrencilerin Kaygı Düzeyleri:
Denence 6: “Yurtlarda barınan öğrencilerin kaygı düzeyleri, evlerde barınan öğrencilere göre daha yüksektir.”
Bu denenceyi test etmek amacıyla öğrenciler barındıkları yerlere göre, “Ailenin yanında”, “Yurtta” ve “Arkadaşlarla birlikte kiralık evde” biçiminde gruplandırılmıştır.
Öğrencilerin barınma durumuna göre bu gruplar için hesaplanan ortalama kaygı puanları Tablo-7’de verilmiştir.

BARINILAN YER N X S S2
Ailenin yanında 21 40,43 7,63 58,16
Yurtta 33 45,27 9,15 83,7
Arkadaşla birlikte 49 41,33 7,30 53,22
Tablo-7: Barınılan Yere Göre Öğrencilerin Kaygı Düzeyleri

Tablo-7’de görüldüğü gibi ailesinin yanında ve arkadaşlarıyla birlikte barınan öğrencilerin ortalama kaygı düzeyleri arasında fazla bir fark yokken, yurtta kalan öğrencilerin ortalama kaygı düzeyi yüksektir.
Barınılan yere göre öğrencilerin kaygı puan ortalamaları arasındaki bu farkın önemli olup olmadığını incelenmek üzere yapılan t-testi sonuçları Tablo-8’de verilmiştir.

Barınılan Yere Göre Karşılaşılan Gruplar Sd T Tablo Değeri SONUÇ
Aile-Yurt 52 -2,10 -1,675 Önemli
Aile yanı-Arkadaşla Kalma 69 -0,46 -1,670 Önemsiz
Yurt-Arkadaşla Kalma 80 2,07 -1,664 Önemli
Tablo-8: Barınılan yere göre öğrencilerin kaygı düzeyi puanlarına ilişkin
T-testi sonuçları

Tablo-8 incelendiğinde ailesinin yanında kalan öğrencilerin kaygı düzeyi, yurtta kalan öğrencilerin kaygı düzeylerinden daha düşük iken aile yanında kalan öğrenciler ile arkadaşları ile birlikte barınan öğrencilerin kaygı düzeyleri arasında fark yoktur. Yurtta kalan öğrencilerin kaygı düzeyleri arkadaşları ile birlikte kalan öğrencilerin kaygı düzeyinden yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak yurtta kalan öğrencilerin kaygı düzeyi evlerde barınan öğrencilere oranla daha yüksek olduğu görülmektedir. Denencemiz doğrulanmıştır.
7) Anne-Baba Tutumunun Kaygı Düzeyine Etkisi:
Denence 7: “Demokrat anne-baba çocukların kaygı düzeyi otoriter anne-babaların çocuklarınınkinden düşüktür.”
Denenceyi test etmek amacıyla öğrencilerin anne-babalarının tutumunu, “Demokratik”,”Otoriter” ve “İlgisiz” olarak algılayanlar olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Anne-baba tutumuna göre öğrencilerin kaygı puan ortalamaları ve t-testi sonuçları Tablo-9’da verilmiştir.

Anne ve baba durumu N X S S2 Sd T Tablo Sonuç
Demokratik 83 41,28 7,69 59,13

93

-1,61

-1,665


Önemsiz
Otoriter 12 46,08 9,89 97,90
İlgisiz 8 48,63 6,59 43,41
Tablo-9: Anne – Baba Tutumunun Kaygı Düzeyine Etkisi

Tablo-9’da görüldüğü gibi öğrencilerin (% 78) anne-baba tutumunu demokrat olarak algılamaktadırlar. Anne-babaların tutumunu otoriter ve ilgisiz olarak algılayan öğrencilerin sayısı azdır. Öğrencilerin ortalama kaygı düzeyleri Anne-babasını otoriter ve ilgisiz olarak algılayan öğrencilerin ortalama kaygı puanı, demokrat olarak algılayan öğrencilerin kaygı puan ortalamalarından yüksek olduğu dikkati çekmektedir.
Bu farkın önemli olup olmadığı t-testi sonuçlarına göre incelendiğine göre farkın önemli olmadığı görülmüştür yani denencemiz doğrulanmıştır.
8) Çalışmak İstediği Mesleğin Kaygı Düzeyine Etkisi:
Denence 8: “Serbest Meslek Sahibi Olmak isteyenlerin kaygı düzeyi, memur olmak isteyenlere oranla daha yüksektir.”
Bu denenceyi test etmek amacıyla, öğrencilerin seçecekleri meslekler; “Serbest Meslek (Bilim adamı, Psikolog, Tüccar, Sanayici vb.)” ve “Memurluk (öğretmenlik ve devlet kurumunda)” olmak üzere iki grupta incelenmiştir.
Öğrencilerin çalışmak istedikleri mesleklere göre kaygı puan ortalamaları

Çalışmak istediği meslek N X S S2 Sd T Tablo Sonuç
Memur 73 44,74 7,81 61,03
101
-0,61
1,66
Önemsiz
Serbest 30 41,66 9,07 82,25
Tablo-10: Çalışmak istediği mesleğin kaygı düzeyine etkisi

Tablo-10 incelendiğinde; memur olmak isteyenlerin ortalama kaygı düzeyleri serbest meslek sahibi olmak isteyenlere oranla daha yüksektir. Fakat t-testi sonuçlarına göre farkın önemli olmadığı görülmektedir. Denence desteklenmemiştir.
9) Ailenin Ekonomik Durumuna Göre Öğrencilerin Kaygı Durumu:
Denence 9: “Ekonomik durumu “iyi” olan ailelerin çocukları “iyi olmayan”lara oranla kaygı düzeyi daha düşüktür.”
Bu denenceyi test etmek amacıyla öğrencilerin ailelerine ait ekonomik durumları “YÜKSEK”, “ORTA” ve “DÜŞÜK” olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. “Düşük” ekonomik gelire sahip sadece bir kişi olduğundan değerlendirmeye alınmamıştır. Bu nedenle orta gelire sahip ailelerin çocukları “Düşük gelirli” olarak düşünülmüştür.
Buna göre öğrencilerin kaygı puanı ortalamaları ve t-testi sonuçları Tablo-11’de verilmiştir.

Ailenin ekonomik durumu N X S S2 Sd T Tablo Sonuç
Orta (düşük) 72 42,06 8,5 72,31
100
-0,45
-1,66
Önemsiz
Yüksek 30 42,8 7,13 50,86
Tablo-11 : Ailenin ekonomik durumuna göre öğrencilerin
kaygı düzeyleri

Tablo-11 incelendiğinde ortalama kaygı düzeyleri arasında fark olmadığı görülmektedir. T-testi sonucuna göre % 95 güvenle gelir düzeyinin kaygı düzeyine etkisi yoktur.
10) Okul Başarısının Kaygı Düzeyine Etkisi:
Denence 10: “Başarı düzeyi “iyi” olan öğrencilerin kaygı düzeyi “yetersiz” olan öğrencilere oranla daha düşüktür.”
Öğrencilerin kendi başarılarını “iyi” ve “yetersiz” algılamalarına göre puan ortalamaları ve t-testi sonuçları tablo-12’de verilmiştir.

Başarı durumu N X S S2 Sd T Tablo Sonuç
İyi 62 40,88 7,75 63,06
101
-4,19
-1,66
Önemli
Yetersiz 41 47,71 8,32 69,16
Tablo-12 : Başarının kaygı düzeyine etkisi

Tablo-12’de görüldüğü gibi başarı durumu iyi olan öğrencilerin ortalama kaygı puanı ile yetersiz olan öğrencilerin ortalama kaygı puanı arasında farkın önemli olduğu görülmektedir. Denencemiz doğrulanmıştır.

BÖLÜM VI

TARTIŞMA VE YORUM
Bu bölümde araştırma sonucu elde edilen bulgular tartışılmış ve yorumlanmıştır.
1) Cinsiyete Göre Öğrencilerin Kaygı Düzeyleri:
Birinci denencede, kız öğrencilerin kaygı düzeyi, erkek öğrencilerin kaygı düzeyinden yüksek olması beklenirken, bu araştırmada kız öğrencilerin kaygı düzeyleri ile erkek öğrencilerin kaygı düzeyleri arasında ki farkın önemli olmadığı görülmüştür.
Kızlar, erkeklere oranla psikolojik açıdan daha sorunlu olarak düşünülebilir. Çünkü kızlar geleneksel toplum yapısının değerlerine bağlı olarak daha fazla baskı altına alınmaktadır. Etraftan çekinmeleri, kendi özgüçlerine güvenmemeleri ve ebeveynlerin ekstra çabası ve baskısı da söz konusudur.
Günlük yaşantılarımızda gördüğümüz gibi erkeklerin yaşantıları ile kızların yaşantısı arasında fark vardır. Erkekler toplumun değerleri doğrultusunda daha “serbest” bir yaşantı sürdürürken, kızlar ise baskı altına alınmıştır. Bu da kızları rahatsız etmekte ve bazı haklarının ellerinden alındığını hissettirmektedir. Ayrıca erkekler için “normal” olarak değerlendirilenler kızlar için “tabu” olabilmektedir. Bu nedenle, erkeklerin toplumda aldıkları yaşam doyumunun kızlara oranla daha fazla olabileceği gibi kızların yaşadıkları yabancılaşmanın sıkıntıların ve engellemelerin o oranda fazla olacağı beklenebilir.
Kaygı ile Cinsiyet arasındaki ilişkilere yönelik araştırmalarda psikiyatrik örneklemler alındığında, kadınlarda kaygı düzeyinin, erkeklere kıyasla daha yüksek olduğu; öğrenci grupları ele alındığında ise cinsiyetler arasında bir farklılık olmadığı görülmüştür (Corell, 1984, Öner, 1977). Bu araştırmada da erkek ve kız öğrenciler kaygı düzeyleri açısından faklılaşma görülmektedir (Hisli, 1984, ss: 8).
Bu araştırmanın sonucuna göre, cinsiyet değişkeni ile kaygı düzeyi arasında bir ilişki olmadığı biçiminde açıklanabilir. Fakat kesin bir açıklamaya gidilmeden önce, konu ile ilgili başka araştırmaların yapılmasına ihtiyaç duyduğu söylenebilir.
2. Okuldaki Arkadaşlık İlişkilerine Göre Öğrencilerin Kaygı Düzeyleri
Denencemiz, incelendiği gibi okuldaki arkadaşlık ilişkileri iyi olan öğrencilerin kaygı düzeyleri, yetersiz olan öğrencilere göre daha düşük oluğu görülmüştür.
Okuldaki arkadaşlıklar, bireyin sosyal tavırlarını etkiler. Bu sosyal tavırlar, bireyin genellikle diğer bireylere ve sosyal yaşama karşı tüm tutumu ve davranışlarını içerir (Yavuzer, 1002, ss.153).
Gençler kuracağı arkadaşlık ilişkileri ile topluma açılarak yardımlaşmaya, duygusal alışverişe girerek dostluk bağları kurmaktadırlar. Ayrıca genç arkadaşlık ilişkileri ile kendini, kişiliğini sınar, dener ve geliştirir. Dolayısıyla arkadaş kabul ve beğenisi kazanma, gencin kendine güven ve saygı duymasına, kendisini değerli görmesine ve böylelikle insan ilişkilerine daha güvenilir ve daha tutarlı olmasına neden olmaktadır (Yörükoğlu, 1985, ss:59-60).
Öğrencilerin güven ve saygı duygularının azalması, kendilerini daha az değerli, kabul edilebilir olarak görmeleri sonucu kaygı düzeyleri daha yüksek olarak gözlenmesine neden olur.
3. Okudukları Fakülteye Göre Öğrencilerin Kaygı Düzeyleri
Üçüncü denencede incelendiği gibi, Eğitim Fakültesinde okuyan öğrencilerin kaygı düzeylerinin düşük olması beklenirken bu araştırmada okunulan fakülteler arasında fark olmadığı görülmüştür.
Bu sonuca göre okunulan Fakülte ile kaygı düzeyi arasında bir ilişki olmadığı biçiminde düşünülebilir. Ancak kesin bir açıklamaya gidilmeden önce konu ile ilgili başka araştırmaların yapılmasına ihtiyaç olduğu söylenebilir.
4. Okunulan Bölüme Göre Öğrencilerin Kaygı Düzeyleri
Denence incelendiği gibi sözel bölümde okuyan öğrencilerin kaygı düzeyi düşük olması beklenirken, bu araştırmada sözel bölümde okuyan öğrencilerin kaygı düzeyleri ile sayısal bölümde okuyan öğrencilerin kaygı düzeyi arasındaki farkın önemli olmadığı görülmüştür.
Sözel bölümlerde okuyan öğrenciler, sayısal bölümlerde okuyan öğrencilere oranla toplumları, kendi toplum yapısı içindeki gelişmeleri, kendilerini, becerilerini, yeteneklerini daha iyi tanıdıkları için kendi kapasitelerini dikkate alarak yaşamaya çalışırlar.
Fakat bu araştırmada, okunulan bölüm ile kaygı düzeyi arasında bir ilişki olmadığı biçiminde açıklanabilir. Ancak kesin bir açıklamaya gitmeden önce konu ile ilgili başka araştırmaların yapılmasına ihtiyaç olduğu söylenebilir.
5. Ailedeki Çocuk Sayısına Göre Öğrencilerin Kaygı Düzeyleri
Denencede incelendiği gibi, kardeş sayısı çok olan öğrencilerin kaygı düzeyleri yüksek olması beklenirken bu araştırmada ailedeki çocuk sayısı az olan öğrencilerin kaygı düzeyleri ile kardeş sayısı çok olanlar arasında farkın önemli olmadığı görülmüştür.
Varol’un yapmış olduğu “Lise Son Sınıftaki Öğrencilerin Kaygılarını etkileyen Etmenler” adlı yüksek lisans tezinde de ailedeki kardeş ayısının kaygı düzeyine etkisi olmadığı gözlenmiştir.
Ancak, kesin bir açıklamaya gitmeden bu konu ile ilgili başka araştırmaların yapılmasına ihtiyaç olduğu söylenebilir.
6. Barınılan Yere Göre Öğrencilerin Kaygı Düzeyi
Denence incelendiğinde yurtlarda barınan öğrencilerin kaygı düzeylerinin evlerde barınan öğrencilere göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Evde yaşayan öğrenciler kendilerini rahat ve özgür hissetmektedir. Bu da kendilerini daha kolay ifade etmelerine neden olurken kendilerini rahat hissedenlerin kaygı düzeyi düşük olabilmektedir.
Tabloda da görüldüğü gibi evlerde kalan öğrencilerin kaygı düzeyleri daha düşüktür. Ev ortamında barınan öğrenciler, ders çalışma, kitap okuma, dinlenme, yemek ve sağlık açısından yurtlarda barınan öğrencilere oranla daha düzenli ve rahat olmaktadırlar.
Görüldüğü gibi, yatılı olanların kaygı düzeyleri, aile yanında kalanlara oranla daha yüksektir (Hisli, 1988-89, ss.10).
Barınılan yerin kaygı düzeyine etkisi olduğu söylenebilir.
7. Anne-Baba Tutumuna Göre Kaygı Düzeyleri
“Demokrat” anne-babalar “otoriter” ve “ilgisiz” anne-babalara oranla kendi çocuklarını daha anlayışlı ve bilinçli eğitmesi sonucu çocukların kendilerini daha iyi gerçekleştirebilmektedirler.
Denencemiz incelendiğinde “demokrat” anne-babaların çocuklarının kaygı düzeyi, otoriter anne-babaların çocuklarından kaygı düzeyi olarak daha düşük olmaları beklenirken bu araştırmada kaygı düzeyleri arasındaki farkın önemli olmadığı görülmüştür. Bu araştırmaya göre anne-baba tutumu ile kaygı düzeyi arasında bir ilişki olmadığı biçiminde açıklanabilir. Fakat konu ile ilgili başka araştırmaların yapılmasına ihtiyaç olduğu söylenebilir.
8. Çalışmak İstediği Mesleğe Göre Kaygı Düzeyleri
Serbest meslek sahibi olmak isteyenlerin kaygı düzeyi memur olmak isteyenlere oranla daha yüksek olması beklenirken bu araştırmada kaygı düzeyleri arasındaki farkın önemli olmadığı görülmüştür.
Ülkemizde giderek işsizlik yaygınlaşmakta üniversiteyi bitiren gençler işsiz kalmaktadır. İş bulan gençler ise çoğunlukla istediği mesleğin dışındaki meslekler olabilmektedir. Bu gençlerin ruh sağlığını etkileyebilmektedir.
Serbest meslek sahibi olmak isteyenlerin karşılaşacağı engeller çok olacağı düşünülerek kaygı düzeyi yüksek beklenmiştir. Fakat bu araştırmanın sonucu, çalışılmak istenen meslek değişkeni ile kaygı düzeyi arasında bir ilişki olmadığını gösterir. Kesin bir yargıya varmadan önce yeni araştırmalara ihtiyaç vardır.
9. Ailenin Ekonomik Durumuna Göre Öğrenci Kaygı Düzeyleri
Ekonomik durumu yüksek olan ailelerin çocukları, düşük olan ailelerin çocuklarına oranla kaygı düzeyi daha düşük beklenirken bu araştırmada kaygı düzeyleri arasındaki farkın önemli olmadığı görülmüştür.
Ailesinin ekonomik durumu düşük ve orta olan öğrencilerin kaygı düzeylerinin yüksek olması; öğrencilerin ihtiyaçlarının yeterince karşılanmamış olması nedeniyle doyumsuzluk, eksikli k ve güvensizlik duyguları içinde olması ile açıklanabilir. Ayrıca düşük gelir düzeyine sahip ailelerin tutumunun daha baskıcı ve hoşgörüsüz olabileceği bilinmektedir (Varol, 1990, ss. 89).
Bu araştırmada bu denence ile ilgili bir karar vermeden önce konu ile ilgili yeni araştırmalara ihtiyaç olduğu söylenebilir.
10) Okul Başarısına Göre Öğrencilerin Kaygı Düzeyleri:
Başarı düzeyini iyi olarak algılayan öğrencilerin kaygı düzeyi, yetersiz olarak algılayanlara oranla daha düşüktür.
Birçok kişi sınavla birlikte kendi kişiliğinin ve varlığının değerlerildiğini düşünür. Bunun sonucunda başarı durumu iyi ise kaygı durumu az, yetersiz ise kaygı düzeyi yüksek olmaktadır. Fakat unutulmamalıdır ki birçok araştırmada sınavların kaygı üzerinde negatif bir ilişkisi bulunulmuştur (Baltaş, 1986, ss. 113).
Öğrencilerin akademik yönden kendilerini yetersiz hissetmeleri, ruh sağlığı üzerinde olumsuz bir etki yapabilir. Okul başarısızlığının yetersizliği durumunda öğrencilerin kaygı düzeylerinin yükselmesi; öğrencilerin başarısızlıklarından dolayı doyum sağlayamamaları, kendilerine güven duygusunu kaybetmeleri suçluluk duymaları, eksiklik duygusuna kapılmaları, çevresindeki önemli kişilerden (anne, baba, öğretmen, arkadaş v.b.) olumsuz eleştiri olmaları ve gelecek ile ilgili beklentilerinin (meslek ve iş edinme, üniversiteye girme v.b) gerçekleşemeyeceği endişesi taşımaları ile açıklanabilir (Varol, 1990, 78).
Başarısı iyi olan öğrencilerin kaygı düzeyi başarısı yetersiz olan öğrencilere oranla daha düşüktür.
Başarısı iyi olan öğrencilerin kaygı düzeyi başarısı yetersiz olan öğrencilere oranla daha düşüktür.
BÖLÜM VII
Vargı ve Öneriler:
Bu araştırmada elde edilen bulgulara göre, öğrencilerin kaygı düzeyleri arasında; okuldaki arkadaşlık ilişkilerine, barınılan yere, okuldaki başarıya göre önemli düzeyde farkların olduğu anlaşılmıştır. Buna karşın öğrencilerin kaygı düzeyleri arasında; cinsiyetlerine, okudukları fakülteye, okunulan bölüme, ailedeki çocuk sayısına, anne-baba tutumuna, çalışmak istediği mesleğe göre önemli bir fark olmadığı görülmüştür.
Araştırmada ortaya çıkan bu bulguların ışığında, öğrencilerin kaygı düzeyleri ile onların çeşitli durumları arasında bir ilişki bulunduğu; bunlardan özellikle okul, barındıkları yer ve arkadaş ilişkilerine ilişkin bazı değişkenlerin onların kaygı düzeyleri üzerinde önemli rolü bulunduğu sonucuna varılmıştır.
Araştırmada bu vargıya dayalı olarak, öğrencilerin kaygı düzeylerini azaltarak onların sağlıklı bir ruhsal yapıya sahip olmalarına yardımcı olacak psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinin etkinlikleri arttırılması gerekmektedir. Ayrıca ailelerin çocuk yetiştirmeye ve beklentilerine yönelik aydınlatmalar gerekmektedir.
Öğrencilerin kaygı düzeyleri ile kaygı meydana getirebilen okul, aile, gelecek, cinsiyet gibi değiykenlerin bu araştırmaya bağlı olarak kesin yargıya varılmaması nedeniyle yeni araştırmaların yapılması gerekmektedir.

KAYNAKÇA
Baltaş, Acar. “Kaygı Düzeyi Açısından Okullar Arası Farklar” XXII. Ulusal Psikiyatri ve Nöroloji Bilimler Kongresi Bilimsel Çalışmaları, İzmir: Ege Üniversitesi Basımevi, 1988.
Çavuşoğlu, Elif Yeşim. Ansiyetenin Öğrenme ve Belleğe Etkisi. (Bitirme Tezi 1990, İzmir.
Ertürk, Selahattin. Eğitimde Program Geliştirme. 2. Baskı. (Ankara: Yelkentepe Yayınevi, No. 4, 1975)
Gençtan, Engin. Çağdaş Yaşam ve Normal Dışı Davranışlar. Ankara Maya Matbaacılık Yayıncılık Lt. Şti. Yayınları Eğitim Dizisi, 1981.
Gençtan, Engin. Psikodinamik Psikiatri ve Normal Dışı Davranışlar. İstanbul: Remzi Kitabevi 11. Basım, 1985.
Gençtan, Engin. Psikanaliz ve Sonrası. Ankara 5. Basım, Remzi Kitabevi, 1993.
Hisli, Nesrin. 1988-1989 Psikoloji Seminer Dergisi. Ege Üniversitesi Sayı: 6/7, Ege Üniversitesi Basımevi, Bornova/İzmir.
Karasar, Niyazi. Araştırmada Rapor Hazırlama Yöntemi. Ankara: 1986
Köknel, Özcan. Zorlanan İnsan. İstanbul; Altın Kitaplar Yayınevi, 2. Basım, 1988.
Kayır, Arsaluş. “Tek Kardeşli Ergenlerde Anksiete” 3 Ulusal Psikoloji Kongresi Bilimsel Çalışmalar. (İstanbul; İstanbul Üniversitesi Yayınları, 1984)
Öner, Necla: Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanterinin Türk Toplumundaki Geçerliliği. Yayınlanmış Doktora Tezi, (Ankara, 1977).
Öner, Necla, Ayhan Le Compte. Süreksiz Durumluk Sürekli Kaygı Envanteri. El Kitabı (İstanbul, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları No: 33 1985, ss. 19).
Öztürk, M. Orhan. Ruh Sağlığı ve Davranış Bozuklukları. (Ankara; Hekimler Yayın Birliği, 5. Basım 1994)
Varol, Şükriye. Lise Son Sınıf Öğrencilerinin Kaygılarını Etkileyen Etmenler. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 1990, Samsun.
Yörükoğlu, Atalay. Gençlik Çağı. Ankara; T. İş Bankası Kültür Yayınları, 1985.
Yavuzer, Haluk. Çocuk Psikolojisi. Remzi Kitabevi, 1992, İstanbul.
XXI. Ulusal Psikiyatri Kongresi ve Nörolojik Bilimler Kongresi. Bilimsel Çalışmaları 1986 Aytar ve Erkan ss. 75.
XXII. Ulusal Psikiatri Kongresi ve Nörolojik Bilimler Kongresi. Bilimsel Çalışmalar (29 Ekim – 1 Kasım 1986) Marmaris.

KENDİNİ DEĞERLENDİRME VE KİŞİSEL BİLGİ ANKETİ
Açıklama:
Sevgili Arkadaşım,
Size, Kendini Değerlendirme Anketi (STAI FORM TK-1) ve kişisel Bilgi Anketi olmak üzere iki anket uygulanacaktır.
Kendini Değerlendirme Anketinde (STAI FORM TK-1) kişilerin kendilerine ait duygularını anlatmada kullandıkları bir takım ifadeler verilmiştir. Sizden istenilen, her ifadeyi okuduktan sonra genel olarak nasıl hissettiklerinizi ifadelerin sağ tarafındaki parantezlerden uygun olanına (X) şeklinde işaretlemektir. Doğru yada yanlış cevap yoktur. Herhangi bir ifadenin üzerinde fazla zaman sarfetmeden genel olarak nasıl hissettiğinizi gösteren cevabı işaretleyiniz.
Kişisel Bilgi Anketinde ise; size, okul ve ailelerinize ilişkin bazı bilgilerin toplanması amacıyla hazırlanmıştır. Bu anket kısa ve cevaplandırması kolay soruları içermektedir. Her sorunun seçenekleri alt alta sıralanmıştır. Bunların içinden kendinize en uygun olanını seçip, önündeki parantezlerden içine (X) işareti koyarak cevaplandırınız. Sizin durumunuza tam olarak uygun cevaplar yoksa, kendinize en uygun cevabı işaretleyiniz.
Araştırmada bu bilgiler Kendini Değerlendirme Anketinde elde edilen sonuçlar ile birlikte ele alınacaktır. Vereceğiniz bilgiler, sadece bu araştırma için kullanılacaktır. Araştırma sonuçlarının güvenilir olması için lütfen sorulara samimiyetle cevap veriniz.
Gösterdiğiniz ilgiye ve katkılarınıza teşekkür ederim
Nihat KENİ
Psikoloji Bölümü
4. Sınıf Öğrencisi

EK 1
KENDİNİ DEĞERLENDİRME ANKETİ
STAI FORM TK-I

1. Genellikle keyfim yerindedir. ( ) ( ) ( ) ( )
2. Genellikle çabuk yorulurum. ( ) ( ) ( ) ( )
3. Genellikle çabuk ağlarım ( ) ( ) ( ) ( )
4. Başkaları kadar mutlu olmak isterim. ( ) ( ) ( ) ( )
5. Çabuk karar veremediğim için fırsatları kaçırırım. ( ) ( ) ( ) ( )
6. Kendimi dinlenmiş hissederim. (

Unigar.com - Üniversiteliler Paylaşım - Sohbet - Tartışma Platformu
Forum Kurallarına Lütfen Uyunuz.
Web Sayfasını Ziyeret Edin Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla

Reklam Ver
Dün, 12:16 PM
Mesaj: #2
RE: Universite Ogrencilerinin Kayg?lar?n? Etkileyen Etmenler
Ampicillin Amoxicillin For Pets viagra cialis Levitra Im Internet Bestellen

[url=http://cialtobuy.com ]generic cialis
Tüm Mesajlarını Bul
Alıntı Yaparak Cevapla
Gönder Cevapla


Benzeyen Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Gösterim: Son Mesaj
  Üniversite Ders Kayıtları mustiraper 1 2,143 09-21-2017 10:54 AM
Son Mesaj: Ronmype
  üniversite not ortalaması hesaplama patr10 0 1,075 04-05-2015 06:30 PM
Son Mesaj: patr10
  En Çok Tercih Edilen İlk 10 Üniversite mustiraper 0 1,782 07-29-2012 02:40 AM
Son Mesaj: mustiraper
  Üniversite Puanları mustiraper 0 1,614 07-28-2012 04:32 PM
Son Mesaj: mustiraper
  2012 Üniversite Puanları mustiraper 0 1,340 07-13-2012 01:30 PM
Son Mesaj: mustiraper
  Üniversite Forumu Büyüyor mustiraper 0 1,002 07-08-2012 11:31 AM
Son Mesaj: mustiraper
  Üniversite Öğrencilerinin Yaz Çilesi mustiraper 2 1,557 07-06-2012 08:42 AM
Son Mesaj: mustiraper
  Çocuklar için Üniversite mustiraper 0 1,130 06-28-2012 04:30 PM
Son Mesaj: mustiraper
  Üniversite Bitince Ne Olacak mustiraper 0 1,479 06-17-2012 03:43 AM
Son Mesaj: mustiraper

Forum'a Git:


Konuyu görüntüleyenler: 1 Misafir
İletişimUnigar.comYukarıya dönHafif SürümRSS